|
⋆★Hatice★⋆ .wrote:
kaçıyor olucam
Birgün gelirde ben gidersem. Arkamdan aglarmısın bilmem ama, İçin sızlar belki Ve yanında olmamı istersen Elini yüregine koy ve beni düşün O an ruhum seninle olucak Birgün eger yalan olursam Yani varlıgımın bile olmayacagı ogün Aglarmısın bilmem ama Yıldızlara bak ben orda olucam Sana elimi uzatıcam görmiceksin bile Ve bir gün sana Sevmiyorum seni dersem İnanma Çünkü ben ogün aşkım için KACIYOR OLUCAM
1 hour ago
|
|
|
resule vuslatwrote:
Her Günümüz Bir Gülümüzdür
Bazen düşünürüm, hayatımızda geriye dönme imkânımız olsaydı ne çok şeyi değiştirebilirdik. Hatalarımızı yapmazdık ya da yapmadığımız için pişman olduğumuz şeyleri yapardık. Söylemekte geç kaldığımız cümleleri zamanında söylerdik. Ya da söyledikten sonra pişman olduğumuz sözleri hiç söylemezdik… Bazen en sevdiklerimize bilerek ya da bilmeyerek asabiyetle söylenmiş o incitici kelimeleri bir daha söyler miydik hiç? Geç kaldığımız, kaçırdığımız fırsatları zamanında yakalardık. Sonradan pişman olup üzülmezdik. Geçmiş günlerimizi hafıza arşivimizden çıkarıp şöyle bir gözden geçirsek, kim bilir ne kadar "Keşke şunu şöyle yapsaydım, keşke bunu böyle yapsaydım, keşke şunu hiç yapmasaydım" şeklinde pişmanlıklarımız olacaktır. İhlâl ettiğimiz hakların, ihmâl ettiğimiz vazifelerin, telâfisi için neler vermezdik ki? Geçmişi tekrar yaşama fırsatı verilseydi, hayatımızı ne kadar güzel yaşardık diye düşünürüz. Geçmişi tekrar yaşama imkânımız yok ama, bugün hâlâ elimizden çıkmadı. Geçmişten ders alarak geleceğimizi daha düzgün yaşayabiliriz. Geçmiş zaman elimizden çıktı. Onu tekrar geri getirme imkânımız yoktur. Gelecek ise henüz gelmemiştir. Onun da ne getireceğini bilmiyoruz. Öyleyse gün bu gündür! Henüz ömrümüz devam ettiğine göre ve kredimiz bitmediğine göre geri kalan hayatımızı daha iyi bir şekilde yaşama imkânına sahibiz. Geçmişte "keşke" dediğimiz olayları şimdi bir daha yapmamak sûretiyle tekrar pişmanlıklar çukuruna düşmeyebiliriz. Yapmak isteyip de kaçırdığımız fırsatları şimdi değerlendirme şansımız mevcuttur. İşte önümüzde her gün tertemiz bembeyaz bir sayfa açılıyor. Bu sayfaya her günümüzü istediğimiz gibi yazma hakkına sahibiz. Elimize hiç kırılmamış, kullanılmamış camdan çok güzel değerler veriliyor. Dikkat edersek elimizden hiç düşürmeyiz, kırmayız, kaybetmeyiz… Her gün yirmi dört altın değerinde yirmi dört saatimiz var. Bu zamana, ileride hatırladığımızda mutluluk duyacağımız en güzel hatıraları sığdırabiliriz. Daha fazla iyilik yapabilir, daha çok insana ulaşıp kalplerde güzel bir yer edinebiliriz. Her yeni gün, yeni açmış bir gül gibidir. Bütün gün ona nasıl bakarsak öyle olur. Günümüzü soldurmayalım, günümüzün ihtiyacı olan ışığı, havayı, suyu, ilgiyi, sevgiyi ona sağlayalım. Hem sonra, nereden bilebiliriz ki o günümüzün ömrümüzün son günü olmayacağını? Nasıl ve ne üzerine vefat edersek öyle haşrolmayacak mıyız? Öyle ise muhabbet üzerine olsun her günümüz. Daha fazla gönül kazanmak olsun işimiz, gücümüz. Ömür defterlerimizi en güzel hatıralarla, amel defterlerimizi en büyük sevaplarla doldurmak olsun bütün derdimiz. Solan güllerimizin arkasından ah çekip ağlayacağımıza, elimizde olan güllere iyi bakalım. Son âna kadar bu gülleri soldurmayalım
2 hours ago
|
|
|
GÖNÜL DİLİNDE NE VARSA
Biz insanlar mutlu olmayı bilmiyoruz galiba. Mutluluğun anlamını farklı algılıyoruz bazen. Ufak şeylerden mutluluk yakalamaya çalışacağımıza büyük şeylerle mutlu olmaya çalışıyoruz. Büyük şeylere ulaşamayınca da mutsuz oluyoruz. Sonra karamsar karamsar dolaşıyoruz ortalıklarda. Hiçbirşey iyi gitmiyor bizim için, yolunda değil hayat, ne iş yolunda, ne aşk...Bir karamsarlık tutturmuşuz gidiyoruz işte... Hadi karamsar olmaya diyeceğim yok çünkü zaman zaman karamsarlığı sevmeyen, karamsarlıktan nefret eden ben bile karamsar olabiliyorum. Tabiki bu geçici bir karamsarlık olarak kalıyor bende. Sonra tekrar sarılıyorum hayata dört elle ve unutuyorum karamsarlığı. Ve mutlu olmak için elimden geleni yapıyorum mutsuz günlerime inat... Ama, insan çevresinde sürekli karamsar bir o kadar da mutsuz insanlar gördükçe istemeye istemeye karamsar oluyor. Arada sırada insanlardan kaçmak gibi bir girişimde bulunuyorum.. Taktım bu ara karamsarlığa çünkü çevremde gülmeyen yüzler görmekten, ağlamaklı gözler görmekten bir hal oldum. Hiç yoksa insanların yüzlerinde küçük bir tebessüm arar oldum. Ama yok. İnsanlara bir dokunsan bin ah işitiyorsun. Galiba biz insanlar mutlu olmasını bilmiyoruz ya da mutlu olmasını öğrenmedik hala? Ya da kendimizi mutsuzluğa inandırmışız bir kere vazgeçmiyoruz inandıklarımızdan. Tamam inandıklarımızdan, doğrularımızdan vazgeçmeyelim de mutsuzluktan vazgeçelim artık. Hayat beklediğimizden zor, şartlar belki zor ama dünyanın en mutsuz insanı değiliz sonuçta. Zorluklar içinde de mutlu olunabilir. Biraz iyimser olmalı. Yolunda gitmeyen hayatın düzeleceğine inanmalı. Hiçbirşeyden mutlu olmayanlar... Heyyyyyyyy!!! Size sesleniyorum. Hayatın güzelliklerini görmeye çalışın biraz. Hayatın yaşamaya değen değerlerini anlamaya ve yaşamaya çalışın. Biraz maneviatçı olun, size verilen değerlere karşılık biraz da siz değer verin. Hayatta arkadaşlık, dostluk olduğunu görün artık. Ve en önemlisi de sevgi gibi bir duyguya sahip olduğunuzu ve sevgisiz yaşayamacağınızı öğrenin. Öğrenin ki belki mutlu olmayı da öğrenirsiniz. Bakın ne demiş şair; Yaşamak adına yaşanmalı herşey Yaşamak adına yaşanmalı herşey Sevgilerin doğurduğu güzellerde Özgürce doya doya koşulmalı Sevenlerin yoğurduğu gönüllerde. Yaşamak adına yaşanmalı herşey Sevgililerin uçuştuğu yüreklerde Önünde mutlu mutlu coşulmalı Gönüllerin doluştuğu ömürlerde. GÜNÜN AYDIN OLSUN...! TEBESSÜM.:)
9 hours ago
|
|
|
yakuphan uluwrote:
Yazıyorum şuan hissettiklerimi
Yazıyorum şuan hissettiklerimi, yazmaya çalışmak kar etmiyor çünkü inan hissettiklerimi yazmaya kelimeler yetmiyor. Meğer ne kifayetsizmiş sözcükler aşkın yanında, Gözlerine bir kere bakmam bir romanı yazmama yeter.Kanadı kırılmış,zemheri ayazında kalmış,yuvasız bir serçe gibiydi gönlüm.Barınabilecek bir dal aramaktan yorgun,hayatın savurmaları eşliğinde biçareyken en son umut olarak SENİ bilmiş,sana gelmiştm.Bu gelişimde sadece umut değildi yoldaşım.Herşeyim bellemiştim seni.Yeniden canlanmıştım sanki,hayat bulmuştum senle... Bi an sadece bi an yüreğine katmıştın yüreğimi.Bu bile yetmişti zavallı gönlüme.Sonsuza kadar bıkmadan taşıyacağı kocaman bir sevda bıraktığın,yaşattığın avuç içi kadar mutlulukla koca bir ömür tüketecek olan gönlüme....Yeniden düşerken karanlıklara, sözcüklerimin yabancılığı ilişti kağıtlarıma. Hiçbiri benim olmayacak kadar umutsuz cümlelerime eğildim. Deniz yanıyordu gözlerimde… Mavilerin en güzeli dökülürken alev alev yanaklarıma; fırtınayı, boranı gözyaşımın rahmetinde dindirdim. Kirpiklerinin arasındaydı dünyam hep onu bildim, onu söyledim. İnadına sevda yollarında, ışıl ışıl cenneti taşıyorum gözlerimde. Sokak sokak, kapı kapı tatlı sözlerini arıyorum yar. Bir yudum suda dinleniyorum yoruldukça. Her yudumda, çiçekli gökkuşağını gördükçe ağlıyor siyahım. Durgun göz yaşlarıma ay düşüyor yar, yorgun güzelliğimle gülümsüyorum şiirlerde. Derin hüzünlerde boğulsam da sensiz, her şey olurum dizelerinde… Korkuyorum sana yakLasmaya..Elimi uzatsam canı nı acıtacakmışsım gibi..Bu kadar büyük mü bana oLan nefretin,Bu kadar çabuk mu unuttun beni .? AnLamıyorum,anLayamıyorum..HaLbuki sen okadar güzeL anLatıyorsun ki vurdumduymazLığınLa...Susma… Söyle, anlat hadi nasıldır büyük aşklar. Bitmez mi yürekte tutkular… Susma haykır, acıt yüreğimi, gece düşlerinin bittiği yerden kurşunla geçmişi. Uzak yollara savur ayrılığı, gecelerinden damlayan göz yaşlarıma sür yürek yaralarını ve gülümse. Semalarına serdiğim yıldızlarda, sevda gamzelerimi göreceksin mehtaplı gecelerde. Tutuşmayan ellerimize inat, tutuşan yüreklerimiz olsun göğsümüzde bırak. Başka şehirlerde soluklanan sevdalarınla yıldızlarıma gülümse yar. Elini sol yanına koy, yangınlarda bir yürek borçlusun bana unutma.Olur ya bir gün tüm yüreğinle bana gelmek için yollara düşersen, seni seviyorum demeyi hayal edip, bende seni seviyorum diye haykırmak istersem, sakin üzülüp gözlerinden iki damla yas akmasın... Bu sözü duyabilmek istediğinde ya musalla taşında yatıyor olacağım, yada bir mezar tasında adimi okuyacaksın... Ne mezarıma kapanıp topraklarımı avuçlayıp gözlerinden yaslar aksin, nede soğuk mezar taşıma ellerini değdirip dudaklarının arasından seni seviyorum sözleri dökülsün..Azalır mı diye bekledim yüreğimde gidişinin sızısı. Büyüdü sensizlik, sensiz gecelerde.. Yasak yanlarım kırıyor kanatlarımı... Hayallerim bile çevrili tel örgülerle. Çırpınıyorum boğulduğum çaresizlik denizinde. Sanki bir kulaç atsam, atabilsem, kurtuluşum olacak. Sesine sarılıyorum, “gel” diyen sesine... Dokunamıyorum sözcüklerine. Bir yakalayabilsem gözyaşlarını, kağıttan bir kayık yapıp ulaşacağım gözlerine... Geride seni, geride beni yasaklı melek yapanı bıraktığım zamanlar adımlarım şaşırıyor. Çarpıyorum beceriksizce sağa sola... Yalpalaya yalpalaya... Hicran kokulu bir temmuz. gizlendi yüreğime,yokluğun yakarken tenimi zamansız gündoğumlarını yargılıyorum satırlarımda.Her fırsatta gidişlerine ağıtlar yakıp,infaz ediyorum hatıralarımdaki hayalini.Sana gelirken çıkmaz sokaklar kesiyor önümü.Susuyor ve konuşamıyorum. Artık her şey boş kaldı,ne Sarıyer’de martılara simit atıyorum,ne de bindiğimiz vapurlarda sahildeki insanlara el sallıyorum.Bir bardak sıcak çay bile kandırmıyor artık dudaklarımı,dumanı üstünde tüten sigaramı içime çekerken bir ah olup semaya karışıyor feryadım. Yazdığım her satır arasında söylenmemiş söz oluyorsun. Yağmura yazdığım mutluluklarıma gülümsüyorsun uzaklardan gözlerindeki mavi kuşlarla. Verdiğin sözleri sorsam hatırlar mısın… Çorak olsa da topraklarımız, yıldızlardan salıncak yapacaktın avuçlarımızdan saldığımız gülümseyen çocuklarımıza… En parlak yıldızı saçlarına iliştirirken, ilkyazları çağıracaktın ayak uçlarımıza… Sevdamızla yağmur yağmur dökülürken solgun yapraklara, yorulduk mu yani… Kedere boyun büken ıslak kelimelerle yalnızlığı öpmek de mi vardı alnımızın yazgısında. Defalarca senden kalan fotoğraflara baktım.. Senden geriye tek kalan olan fotoğraflara... Fotoğraflarına bakarak teselli aradım kendime.. Bir teselli bulurum sandım.. Ama aldanmışım.. Sana aldandığım gibi.. Nerden bilirdim teselli olur sandıklarımın bana işkence olacağını?.. Nerden bilirdim birgün fotorafta teselli arayacağımı?.. Gözlerim doldu her seferinde fotoğraflarına baktıkça... Gözlerim... Belki de rengini unuttuğun gözlerim...Geceler boyu hasretınden ağladim durdum bir turlu kendimi avutamadim sessizligi dustu sevdama cansiz ve çaresiz,baktigim resimler anlamsiz hüznün vurmus her yere nasil gulebilirim,seni dusunuyorum sana gelmek istercesine ırmak ırmak nehir misali yuregimde aşka dair ne var ne yoksa dokmek istedim,alip gotursünler benden çok uzaklara haps oldun bitik ve zavalli yuregime çikarip atamadim seni ……yağmurlar yağıyor ince ince bu şehre ve ıslanmıyorum...yüreğim gitti buralardan, gittiğin tarafa doğru...gözlerim ağlamaklı, senin gözlerin aklıma geldikçe...saçların...saçlarına dokunuşlarım var aklımda...acı çekişlere, sensizliklere ne gerek var? gel be güzel gözlüm...gel bebeğim..ağlamasın bu yürek...vazgeçmesin yaşamaktan..gel bebeğim...sözlerimiz vardı...1.oğlumuz olacaktı,2 kızımız....Gözlerine rastladım dün fotoğrafları karıştırırken, titremiş göz bebeklerim sevginden. Titremiş ellerim...Bakmamışız derinliklerine... hüzün çiçeklerin yetiştiği saksılarda başladı aşkımızın soluğu. Ben hep o saksı çiçeklerinde yad ettim kokunu. Kokun ki, tenimden bir parça sanki...Işıyan günümün içime yediveren gibi her sabah aynı güzelliğinle açıyorsun ve yüreğim kıyamıyor seni susuz bırakmaya, güneşin önünde unutmaya... Yarım bırakılmış bir şiir gibiyim, yazanından başkası tamamlıyamıyacağı. Terk edilmiş bir çocuk bahçesi yüreğim, hüzünlü boş bir salıncak. Bunca yaşanılanlar içinde en zor gelen nedir biliyor musun? Hissettiğim şeyleri hissetmiyormuş gibi gözükmem. Anlatmak istediklerimi anlatamaman. İnandığım şeyleri inkar etmem. Çünkü yanımdayken bile benden çok uzaklardaydın. Neden demeye korktuğum onca hatıradan kaçarcasına. Suçlu aramaya kalksamda kendimi buluyorum..Aşkın sessizliği ne kadar korkunç olur bilir misin? Bir tek kelimeye hasret geçen gecelerin hesabını soracağın kimse de yoktur üstelik. Kendi kendiyle konuşana deli derler ya, beni çoktan deli oldum.. Yokluğuna alışmaktan korkuyorum,ne kadar kötü… Yokluğunu yürüyorum sokaklarda. Yokluğunu içiyorum kadeh kadeh. Hiç gelmeme ihtimalin bir idam mahkumuna dönüştürüyor beni. Hiçbir şey yapmadan beklerler ya hücrelerinde, ölümün soğuk nefesini hissederek… Anlamlı olan bir şey yoktur onlar için.Belki de bir an önce ölmektir akıllarından geçen ,bu bekleme işkencesi bitsin diye…Bu yokluk hissi öldürecek beni…Can yakıyor hayat bazen... Acıtıyor. Hiç yılmadan çalışıyorsun ve bunları bedeli olarak aldığın şey kocaman bi hiç oluyor ya hani, işte en çok o zaman yanıyor insanın canı. Oysa senin yanındayken hayat canımı yakmıyor benim, aksine gülümsüyor bana. Zaman duruyor seninleyken, saniyeler geçmiyor, dakikalar atmıyor. Büyük bi mutluluk sarıyor dünyayı... Sevgin umutsuzlara bile umut ışığı oluyor. Sen varsın ya, güneşte gülüyor bana, ayda, dünyada...Dökülüyor alacaklı gibi sözcükler dilimden. Yokluğunu anlatıyor kelimeler yokluğunun da yokluğuna iniyor her bir sözcük. Durduramıyorum sözcükleri birikmişliklerini haykırıyorlar içimden. Gizli bir mabedin kapılarına dayanıyor isyan yüklü harfler. Her bir darbede biraz daha çürüyorum. Çağladı içimdekiler dışarı çıkmak için bütün kalelerimi fetih ediyorlar. Bugün çıkıyorum içimden içimdekiler konuşuyor bastırılmış suskunluklarımın feryat-ı figanı sarıyor etrafımı.Seviyorum seni...Canımdaki yasayan can..Her an seninle yasıyorum..karanlık gecemde gözlerin düsüyor bir yıldız gibi..Üsüyen günüme sevgin sıcaklıgıyla süzülüyor yüregime..her seni sevmek icin kalbimdeki umut kırıntılarını senin yüzündeki tebessümlere yüklüyorum..Dilimde söylenen her sarkıda sana birkez daha " seni seviyorum " sesleniyorum..Ates atılmıs bir kalbim varken sen kabul ettin ..Kısın ortasında kalmıs bedenimi sevginle ısıttın..Sana ne demeliydim..Gülüm dememi istemezdin..Güller her zaman solardı.." Canım" demek istedim..Sen bana hep canım diye seslenirdin..Yüreginin bir yarısı sendeydi..her zaman sende kalıp iki ayrı bedeninin tek kalbindeki deli sevdasını yasıyoruz...Seni seni diye seviyorum..Belki sana söylenen her kelime basittir..Süslü degildir kelimelerim .Ama bil ki canım sana söylenen kelime sana okunan her siir senin kalbindeki sevgiyle güzellesip özel bir sevda oluyor..keske senin sevgi denizinde bir damla su olabilseydim..Seni sevmek bir kuru ekmegi paylasmak gibi..Her lokmada daha cok sevmek seni..Sana sevdalanmak yagmurun icindeyken gözkyüzündeki nazenin ciceklerin gövdelerine düsmek gibi..Yıldız olup senin karanlıgında gözlerinde kaybolmak belki senin sevginde nefes almak..Yalnızlıga perdeleri cekip mutlulukların gölgelerinde serinlemek seninle...Yazmak, söylemekten ne kadar da kolay değil mi? Ama dile getirmek gibisi de yok. Hep istedim sana dile getirmeyi ama.. İşte böyle boğulmak yoruyor beni. Hayatımda hiçbir zaman yorulmadım kendimi ifade ederken, ama diyorum ya; sen farklısın. Sözcüklere sığdıramazsın ya bazen yaşadığın anları; her karşıma çıkışın, duruşun, bakışın, gülüşün, susuşun, konuşuşun, kısacası, yanımdayken ya da değil, yaptığını hissettiğim herşey düğümlüyor sensizliğimi dilimde.. ( Yazan..YakupHan Ulu )
9 hours ago
|
|
|
idilwrote:
Günaydın…
En güzel köprü Gönüller arasında kurulandır En güzel göz Her şeye sevgiyle bakandır En güzel söz Yalansız olandır En güzel ateş Benliğimizi ısıtandır En güzel çiçek Sevgiliye armağandır En güzel ırmak Dost bahçesine akandır En güzel ağız Gerçekleri konuşandır En güzel yol Hasret kavuşturandır En güzel kol Zalime karşı kalkandır En güzel el Bilgiye, kültüre uzanandır En güzel kapı Mutluluğa açılandır En güzel kalem Doğruyu, iyiyi, güzeli yazandır.
11 hours ago
|
|
This person's network is empty (or maybe they're keeping it private).
|